1. baris Yeni Üyelik içine sokası gelmek.

    Fiziğe göre madde ağır elbette ama gel bir de "yaz günü temmuzda sen terle ben sileyim" cümlesinde olan mananın ağırlığını hesapla?

    Fiziğe göre madde ağır elbette ama gel bir de “yaz günü temmuzda sen terle ben sileyim” cümlesinde olan mananın ağırlığını hesapla?

    Daralt
    • 1
  2. baris Yeni Üyelik içine sokası gelmek.
    This answer was edited.

    A Clockwork Orange (İngiltere, 1971) Tüm zamanların tartışma yaratan 10 filmi içinde başı çeken bir başyapıt. Anthony Burgess'in aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan bu bir hayli rahatsız edici filmin yönetmen koltuğunda usta Stanley Kubrick var. Şiddet ve tecavüz sahnelerinin kol gezdiği ODaha Fazla

    A Clockwork Orange (İngiltere, 1971)

    Tüm zamanların tartışma yaratan 10 filmi içinde başı çeken bir başyapıt. Anthony Burgess’in aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan bu bir hayli rahatsız edici filmin yönetmen koltuğunda usta Stanley Kubrick var. Şiddet ve tecavüz sahnelerinin kol gezdiği Otomatik Portakal, yönetmenine zor günler yaşatmıştı. Öyle ki Kubrick ailesi bu filmin yarattığı etkiden dolayı adeta kurban ilan edilmiş ve yönetmen ölene kadar ölüm tehditleri almıştı.

    Daralt
    • 1
  3. Cenaze Ritüelleri Eski Mezopotamya’da bir kimse öldüğü zaman bedeni yıkanır, yağlanır ve bir hasır ya da kumaşla sarılır yani bildiğimiz tabirle kefenlenirdi Ardından açılan mezara kişisel eşyaları, yiyecek, içecek ve öteki dünyanın tanrılarına sunulacak hediyelerle birlikte gömülürdü Nitekim “GilgaDaha Fazla

    Cenaze Ritüelleri

    Eski Mezopotamya’da bir kimse öldüğü zaman bedeni yıkanır, yağlanır ve bir hasır ya da kumaşla sarılır yani bildiğimiz tabirle kefenlenirdi Ardından açılan mezara kişisel eşyaları, yiyecek, içecek ve öteki dünyanın tanrılarına sunulacak hediyelerle birlikte gömülürdü

    Nitekim “Gilgameš, Enkidu ve Ölüler Diyarı” ve “Urnamma’nın Ölümü” adlı metinlerde kralların öteki dünyanın tanrılarına hediyeler sunduğunu görmekteyiz

    Mezopotamya’da bulunan mezarlardan bazıları, içerisindeki eşyalar bakımdan diğerlerinden çok daha zengindir. Bu hususta en çarpıcı örnekler, Erhanedanlar Dönemi’ne tarihlenen Ur kral mezarlığında ele geçmiştir. Bu mezarlarda zarif altın takılar, lapis lazuli ve altınla süslenmiş lirler, oyun tahtaları, mobilyalar, gümüş kaplar, heykeller ve altından bir miğfer gibi değerli eşyalar bulunmuştur

    Ur mezarlığında bulunan on altı kral mezarı, çok sayıda insan cesedi içermektedir. Bu durum, kralların maiyetleriyle birlikte gömülmüş olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Bazı uzmanlar, kralın defnedilmesi esnasında maiyetinin zorla mezara sokulduğunu söylemektedir fakat Woolley, kralın sahip olduğu düşünülen yüksek makam sayesinde öteki âlemde ayrıcalıklı muamele göreceklerinden emin oldukları için kendi iradeleriyle mezara girdiklerini ve ardından zehir içerek intihar ettiklerini öne
    sürmektedir

    Šu-Suen’in defnedilmesi sürecinde kurban edilen hayvanların listesini içeren ve tanrıça Baba’nın rahibesi Geme-Lama’nın cenaze giderlerinin kaydedildiği III. Ur Devri idari metinlerinden cenaze ritüelleri hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşmaktayız

    Bir masraf listesine göre Geme-Lama gömülmeden önce iki gün boyunca yas tutulmuş ve ruhuna beş öğün yemek sunulmuştur. Üçüncü güne gelindiğinde defin işlemi gerçekleştirilmiştir. Aynı şekilde I. Lagaš Hanedanı krallarından Lugalanda’nın karısı Baranamtara ve Šu-Suen, iki gün yas tutulduktan sonra üçüncü günde gömülmüşlerdir

    Šu- Suen’in ölümünün ilk gecesinde, kazıldıktan sonra kutsanması amacıyla mezarın içinde bir keçi kurban edilmiştir. Sonraki gece yine Ur’da bir keçi ve Enegi’de ölüler diyarının tanrılarına hayvanlar sunulmuştur. Ardından “rüzgârdaki ruhun libasyon masasına (ñiš-a-nañ gidim im-a)” bir kuzu ve şehrin baş tanrısı Nanna, ana tanrıçası Ninsumuna (Ninsun) ile Utu’ya keçiler takdim edilmiştir. Mezarda bir kuzu ve bir keçi de “oturmuş gidim (insan ruhu)” için kurban edilmiştir. Katz, “oturmuş gidim” ifadesi ile kralın atalarının belirtilmiş olabileceğini söylemektedir

    Kralın gömüldüğü üçüncü günün gecesi yüzün üzerinde hayvan kesilmiştir. Söz konusu bir kral olduğundan kurban sayısı fazladır. “Urnamma’nın Ölümü” adlı metinden kralın ölüler diyarına ulaştığında çok sayıda boğa ve koyun boğazlayarak bir ziyafet verdiğini öğrenmekteyiz

    Šu-Suen’in gömüldüğü gün çok sayıda hayvanın kurban edilmesi muhtemelen aynı amaçladır. Cenaze törenlerini yerine getirmek için kayda değer bir harcama yapıldığı metinlerden anlaşılmaktadır. Eski Babil Devri’ne ait iki dilli sözlük listelerinde mezar kazıcı (a-bí-a-gál), ölü kaldırıcı ya da cenaze ritüeli
    yapan din görevlisi (šita-dinanna) gibi meslek adları yer almaktadır

    Erhanedanlar Dönemi’ne tarihlenen bir metinden Lagašlı Uru-inim-gina’nın cenaze ritüeli için benzer görevlilere yapılacak ödemede indirim yapıldığını öğrenmekteyiz

    Bir cenaze törenine ait masrafları içeren ve hububat, bira, koyun ve sandalye gibi gıda ve eşyalar için yapılan harcamaların kaydedildiği Kültepe metninden “ağlama, ağıt yakma (bikītum)” için bir kimsenin
    getirildiğini ve ona 2 šeqel gümüş verildiğini görmekteyiz

    Cenaze töreni esnasında alınan yiyecek ve içeceklerle birlikte bu rakam 15 šeqel’i geçmektedir. Bir başka metinde İštar-lamassī ’nin cenaze ritüelinde kullanılan sandalye ve ağıt yakan kişi için 19 ½ šeqel ödendiği kayıtlıdır

    14 Baranamtara için 600’ün üzerinde rahip ve kadın ağıtçı tarafından iki gün boyunca yas tutulmuştur, Ölen kimsenin ruhunun öteki dünyaya gidebilmesi için geride kalanların yerine getirmesi gereken bazı yükümlülüklerin bulunduğunu edebî eserlerden öğrenmekteyiz. Bir kimse öldüğü zaman bedeninden, muhtemelen nefesle ilintili olduğu düşünülen, im “rüzgâr” çıktığına inanılmaktaydı. Bu kelime (im) ile insan ruhunun henüz ölüler diyarına gitmeden önceki varlığı kastedilmektedir. Gerekli ritüel yerine getirildiğinde ve ruh ölüler âlemine gittiğinde artık ona gidim denilmekteydi

    “Haberci ve Kız” adlı ağıtta uzak bir yerde ölmüş olan habercinin ruhu, im “rüzgâr” halinde dolaşmaktadır. Ölü bedeni uzaklarda olmasına rağmen onu göreve gönderen kız (ki-sikil) tarafından cenaze ritüeli yerine getirilir ve böylelikle habercinin ruhu ölüler diyarına gider. Aynı şekilde “Lulil ve Kız Kardeşi” adlı ağıtta ölen tanrı için cenaze ritüeli yapılmaktadır. Egime, ağabeyinden yattığı yerden kalkmasını ister fakat o kalkamayacağını ve ölü olduğunu edebi bir dille ifade eder. Ardından kız kardeşine kendi ruhunun (im) ölüler âlemine ulaşmasını sağlayacak cenaze ritüeliyle ilgili bir takım talimatlarda bulunur. “Lulil ve Kız
    Kardeşi” ile “Haberci ve Kız” metinlerindeki ritüeller paralellik göstermektedir.

    İki ritüelde de su dökme, ekmek, kumaş, sandalye ve heykelden bahsedilmektedir

    Lulil için su, libasyon borusuna dökülürken haberci için yere dökülmektedir. Bunun sebebi haberciye ait cesedin uzak bir yerde olmasıdır. Ritüel esnasında Lulil’in cesedi mevcut olduğundan gömülme işlemi gerçekleştirilmekte ve su, mezarlarda kullanılan libasyon borusuna dökülmektedir. “Lulil ve Kız Kardeşi” adlı ağıttaki ritüelde yatağın bulunma sebebi yine aynı nedenledir. Aslında Lulil ve kız kardeşi Egime genç tanrılardır ancak gerçekleştirilen ritüel, haberci için yapılanla benzerdir. Katz, Lú-líl ismini oluşturan unsurların “adam-ruh” anlamlarına gelmesi, Egime isminin NIN9-me şeklinde yazılması ve “kız kardeşim” anlamında olması sebebiyle Lulil’in herhangi bir ölü genç adamı, Egime’nin de herhangi bir acılı kız kardeşi temsil ettiğini ifade etmektedir

    Lulil ve Kız Kardeşi adlı ağıtta gerçekleştirilen ritüel, insanlar öldüğü zaman yapılan cenaze ritüelini
    yansıtmaktadır diyebiliriz. İnsan ruhuna gömülmeden önce “im” ve definle birlikte öteki dünyaya ulaştıktan sonra “gidim” denildiğini, Šu-Suen’in halası ya da büyük halası Tezenmama’nın cenaze ritüeliyle ilgili kayıttan da anlamaktayız: “[x] besili koyun Tezenmama’nın rüzgârı (im) yakalandığı günde. Birinci gün. Bir büyük keçi Ninsumuna için, iki besili koyun Tezenmama’nın gidim’ine ait libasyon masası yapıldığı günde. 8. gün”.

    Tezenmama’nın öldüğü gün için “im’inin yakalandığı gün” denilmektedir. Katz, bu ifadeyi ruhun bedende
    hapsolması şeklinde değerlendirmektedir

    “Gilgameš’in Ölümü” metninde ölüm yatağındaki Gilgameš için “o Namtar’ın yatağında yatar, o kalkamaz” ve “Namtar’ın kilidi onu yakaladı, o kalkamaz” ifadeleri geçmektedir

    Burada can alma işi, “kader” anlamına gelen Namtar’a yüklenmiş gibi görünmektedir. Namtar’ın böyle bir görevi olduğu düşünülüyorsa Tezenmama’nın ölümünün ilk günü için “im’inin yakalandığı gün” denilme sebebi, ruhunun (im) Namtar tarafından yakalandığına inanılması olabilir. Sekizinci günde Tezenmama’ya artık gidim denilmektedir ve onun için öteki dünyadaki su ihtiyacını karşılamada kullanılacak olan libasyon masası yapılmıştır. Tezenmama da Šu-Suen, Geme-Lama ve Baranamtara gibi ölümünün üçüncü gününde gömülmüş olmalıdır. Öteki dünyaya ulaşan ruh, varlığını sürdürebilmek için düzenli yiyecek ve içecek sunularına ihtiyaç duymaktadır. III. Ur Hanedanı’nın ölü kralları için sunulan yiyecek ve içeceğin kaydının tutulduğu idari metinlerden günlük öğünler sunulduğunu öğrenmekteyiz

    Sıradan insanların ruhu için de her gün düzenli öğünlerin sunulup sunulmadığı ise henüz belirsizdir. Fakat yazılı kaynaklar ve arkeolojik bulgular mezarlara sunular yapıldığını açıkça göstermektedir. Ölü ruhunun ihtiyaç duyduğu sunuları yapma sorumluluğu en büyük erkek çocuğa aitti

    Eğer ölenin oğlu yoksa kızı ve hiç çocuğu olmayanların evlatlıkları aynı görevi gerçekleştirebilmekteydi. Ölü sunusu olarak mezarlara ekmek, hububat, bal ve et yerleştirilir; su, bira, şarap ve diğer içecekler ise mezarın üzerine ya da içine uzanan bir boruya dökülürdü

    Diğer yandan ölüler ile yaşayanlar arasında bir çeşit bağlantı sağlayan temsili heykelcikleri de bulunmaktaydı

    Giysi ve takı sunularının bu heykellere yapıldığı söylenmektedir. I. Lagaš Hanedanı’nın kurucusu Ur Nanše’nin yedi küçük ve bir gerçek boyutlu heykeli Nanše tapınağında, Lugalanda’nın eşi Baranamtara ve Urukagina’nın eşi Šagšag’ın heykelleri de Lagaš’taki Baba tapınağında bulunmuştur

    “Gilgameš’in Ölümü” adlı metinde ölülere ait heykellerin tapınaklarda bulunduğu açıkça dile getirilmektedir. Eserin Meturan versiyonunda şöyle denilmektedir: “Şimdi bey Gilgameš, onun ruhu sevinçle doldu, onun kalbi mutluydu. İsimleri verilen adamlar, onların heykelleri eski günlerden beri yapılmaktadır, (heykeller) tanrıların tapınaklarına yerleştirilirdi, böylece yüksek sesle okunan isimleri unutulamaz. Aruru, Enlil’in büyük kız kardeşi, sizin soyunuzu fidanlar kadar çok yapsın. Eski günlerden beri yapılan bu heykeller ve ülkede yüksek sesle okunmaları sebebiyle, Ninazu’nun annesi Ereškigal seni övmek (ne) hoştur”

    İsmi konulan herkesin öldükten sonra heykelinin yapıldığı ve isimlerinin okunarak anıldıkları için unutulmadıkları söylenmektedir. Tel Asmar ve Hafece’deki Erhanedanlar Dönemi tapınaklarında bulunan insan heykellerinin yine aynı amaçla yapılmış olduğunu düşünmekteyiz

    Bir kimsenin ölümünün arkasından kendisine sunu yapacak evlatlara sahip olması son derece önemliydi. Nitekim “Gilgameš’in Ölümü” adlı metinde çok evlat sahibi olma dileği ile karşılaşmaktayız. Bunun nedeni çok evlada sahip olanların ölüler diyarında daha iyi koşullara sahip olacağı inancı ve evlatların ölen anne veya babasına karşı yiyecek-içecek sunusu yapma sorumluluğunu yerine getirecek olmasıdır. Eğer bir kimsenin defin sonrasında ona yiyecek-içecek sunacak bir evladı yoksa ileride ele alacağımız “Gilgameš, Enkidu ve Ölüler Diyarı” adlı mitte belirtildiği gibi ölüler âleminde durumu kötüdür. Cenaze ritüeli gerçekleştirilmeyen ya da ölü sunuları almayan ruhların başta yakınları olmak üzere insanların kulaklarından bedenlerine girerek ya da rüyalarında görünerek onlara musallat olduklarına inanılmaktaydı

    Böyle bir durumda din görevlilerine başvurulur, tılsımlı sözler ve bir takım ritüellerle ruh ölüler diyarına geri gönderilirdi. “Udug-hul” serisindeki bir kısımda musallat olan bir demon (udughul) şu şekilde betimlenmektedir: “Sen ya ‘her gün onunla yiyeyim’ ya da ‘her gün onunla birlikte içeyim’ ya da ‘her gün onunla birlikte kendimi yağlayayım’ ya da ‘her gün onunla birlikte giyineyim’ ya da ‘iğrenç olduğum zaman onunla birlikte kendimi yağlayayım’ ya da ‘üşüdüğümde onun kucağında giyineyim’ (diyen bir demonsun)”

    Görüldüğü gibi kötü demon, insanların günlük yaşamlarına eşlik edebilmekte ve insanlar gibi yaşamsal
    ihtiyaçları arzulamaktadır.

    Daralt
    • 1
  4. baris Yeni Üyelik içine sokası gelmek.

    Ankara'nın Bala kasabasında kamp atmıştım. Kasaba diyorum çünkü gayet Ankara'nın merkezinden farklı bir köy havasını yaşayan sıcacık bir yer. Kamp atılacak bir yerden ziyade Bala'nın her yerinde kamp atılabilir ve halk size yemek verir, destek olur. Oradan da Kırıkkale'nin kasabası Kaman'a geçmiştimDaha Fazla

    Ankara’nın Bala kasabasında kamp atmıştım. Kasaba diyorum çünkü gayet Ankara’nın merkezinden farklı bir köy havasını yaşayan sıcacık bir yer. Kamp atılacak bir yerden ziyade Bala’nın her yerinde kamp atılabilir ve halk size yemek verir, destek olur. Oradan da Kırıkkale’nin kasabası Kaman’a geçmiştim bunu da kendi başlığında anlatırım.

    Daralt
    • 1
  5. Yaratıcının on görünüşünden ibaret olmasına karşın Adam, evrenin yaşayan bir mikro kopyası ve yaratıcının prensiplerinin dünya üzerindeki yansıması olduğu için, içsel birliğin ve evrende işleyen bütünlüğün sembolüdür. Bu tezahür etmiş dünyada Adam Kadmon’un fonksiyonu, Hakikatin tezahür etmemiş yanıDaha Fazla

    Yaratıcının on görünüşünden ibaret olmasına karşın Adam, evrenin yaşayan bir mikro kopyası ve yaratıcının prensiplerinin dünya üzerindeki yansıması olduğu için, içsel birliğin ve evrende işleyen bütünlüğün sembolüdür.

    Bu tezahür etmiş dünyada Adam Kadmon’un fonksiyonu, Hakikatin tezahür etmemiş yanını sürekli bir tezahür haline getirme vazifesini görmektir.

    Ve bu tezahür yani oluşum, evrensel enerjilerin Adam Kadmon’a akışı süreklidir. Her anda oluşur. Bu süreç tam şimdidedir, bu andadır, ve her bir an Evrensel Yaratım’ın değişime uyum sağlamasıdır.

    Bu denge sürecinin boyutu o kadar kapsayıcıdır ki, en muazzam kozmik olaydan boşluğun kıyısındaki en ufak olguya kadar bütün olanları içine alır.

    O’nda her şey varlık olarak ve hiçlik olarak, varoluşun ve yokluğun kutupları arasında süzülür. Tüm Hakikat, bu nedenle her haliyle bir varoluş yani mevcudiyet barındırır.

    Her şeyden önce şunun üzerinde düşünülmelidir; göreceli/ rölatif dünya hiç durmayan, son bulmayan bir hareketle, devinimle varolmaktadır, fakat buna rağmen “Mutlak”, içine nüfuz eden bir suskunluk, sessizlik ve boşluk olarak her zaman onun içinde bulunur ve onu kapsar.

    Deniliyorki Adam Ḳadmon gözlerinden projektör şeklinde yansıyan ışık ışınlarıdır.

    Luria Kabbalasindaki Adam Kadmon en yüksek statülü “Purusha” ve “Upanişad”da eş değerdir, apaçık olarak muhakak kendisidir ve “‘Adam Soul” Yani “Ademin canı,ruhu” ilk ruh, içinde var olan bütün insanların ruhudur. Farklı biçimleriyle şekillendirilmişse de bu variyantlar( mythopoetic cosmogenesis ve anthropogenesis) mithopoetik evrensel yaratılış ve insan türünün evrimsel olarak oluşumudur.

    Tinselleşmiş olanı tinsel yeteneği olanlar anlayabilir. Buna sufizmde “erenlerin kalp gözü” adı verilir.
    Kalb, erdem sahibi olmakla, tefekkürle ve tanrıyı zikretmekle uyanır, keskinleşir. Kalp ilahi bilgi ve aşkın tahtıdır.

    Gazali şöyle der:

    “Kalp parıldayan bir ayna gibidir. Sıkıntılı işler o aynayı bir duman gibi kaplar ve gerçek benliğini göremez olursun. Evrensel gerçeklik yani Tanrının görüntüsü ile arana bir perde iner.”

    Daralt
    • 2
  6. baris Yeni Üyelik içine sokası gelmek.

    Gezi ve Kamp adında bir kategori açılabilir. Bu kategoride bir çok tavsiye verebilirim ve isteyebilirim. :)

    Gezi ve Kamp adında bir kategori açılabilir. Bu kategoride bir çok tavsiye verebilirim ve isteyebilirim. 🙂

    Daralt
    • 2
  7. Altınbaş derim ve susarım. İçimdeki keyif sonrasında ne baş ağrısı ne mide bulantısı. İnsanın içtikçe içesi gelir altınbaşı.

    Altınbaş derim ve susarım. İçimdeki keyif sonrasında ne baş ağrısı ne mide bulantısı. İnsanın içtikçe içesi gelir altınbaşı.

    Daralt
    • 3
  8. demet Yeni Üyelik Bu ara seri katilleri araştırıyorum.

    Mükemmel bir film izledim. "gişe memuru" ben filmi beğendim gerçekten etkileyiciydi oktay kaynarcanın öldürülüşü ilginçti ne zamandan beri böyle dramatik bir türk filmi izlememiştim.filmdeki insan sevmeyince ölür felsefesi çok hoşuma gitti konu sürükleyiciydi ben bu arada ben filmi sinemada izlememeDaha Fazla

    Mükemmel bir film izledim. “gişe memuru” ben filmi beğendim gerçekten etkileyiciydi oktay kaynarcanın öldürülüşü ilginçti ne zamandan beri böyle dramatik bir türk filmi izlememiştim.filmdeki insan sevmeyince ölür felsefesi çok hoşuma gitti konu sürükleyiciydi ben bu arada ben filmi sinemada izlememe rağmen beğendim ama filmde bazı hatalar vardı. örneğin/arkadaşların da dediği gibi otobüs geçiyor 2000 model taksi geçiyor 2000 model sözde 80 li yıllar. ayrıca tam filme konsantre olmaya başladığınız zaman herşey açığa çıkmadan film bitiveriyor mesela benim kafama birçok soru takıldı diyebilirim. neyse yinede bir göz atın herşeye rağmen konusundan dolayı güzel bir film.ayrıca şuna da söylemeden geçemiycem işte bir hata daha 50 lili yıllarda ve 80 li yıllarda geçerken filmin kıyafetleri yepyeni 2000 lerin kıyafetleri ama sözde 80 lerin ve 50 lilerin kıyafetleri diye insana yutturmaya çalışmışlar.. saygılar

    Daralt
    • 1